Kemanın Tarihçesi

KEMAN TARİHİ

Keman Nedir

Kemanın tarihçesi’ne başlamadan önce enstrümanı kısaca tanıyalım: keman bir yayla (arşe) çalınan telli bir enstrümandır. Yaylı çalgılar ailesinin en geniş aralıklı sesine sahip olan üyesi olan Kemanın yanında aile’nin diğer üyeleri viyola, çello ve kontrabas’ dır. Keman kendine özgü biçimiyle 16. yüzyılda avrupa’ da ortaya çıktı. Teknesi yani sırtı  akçaağaç’ tan , göğüs bölümü köknar’dan ve yan tarafları  yine akçaağaç’ tan  oluşur. Göğsündeki iki delik “F “ harfi  biçimindedir.

keman-fotoYanlıkların ortasında büyük bir girinti vardır. Yine Akçaağaçtan yapılan sapın ucu salyangoz biçiminde kıvrımlıdır. Keman imal edilirken, ön-arka kısımlar ve omurga boş bir kutu oluşturacak şekilde birleştirilir. Kuyruğa bağlanan dört tel köprünün (eşik) üzerinden geçip perdelerden uzanıp akort anahtarlarına bağlanır. Anahtarlar (kulaklar) yardımıyla keman akort edilir ve sol el parmaklarının perdelere basılması ile değişik sesler ve tonlar elde edilebilir.

Çalgının dört teli vardır bunlar pes’ten tize doğru sol, re, la, mi telleridir. İlk kemanlar, İtalya’ nın Brescia ve Cremona kentlerinde ve aynı çağda Paris’ de yapılmıştır. Teknenin uzunluğu 36 – 36 cm, toplam uzunluk ise yaklaşık 60 cm dir. Kemanın daha küçük boyutları da vardır. Çeyrek, yarım (53 cm) ve üç çeyrek (56cm)

Kemanın Özellikleri

Keman insanı derinden etkileyen eşsiz güzellikteki sesiyle yaylı çalgılar ailesinin en önemli üyesidir. Sesi öteki çalgılara göre bir çok bakımdan insan sesine daha yakındır. Keman çene altı ile omuz arasına sıkıştırılarak tutulur. Sol elin parmakları sap üzerinde bulunan tellere basarak gezinirken sağ elle tutulan yay keman tellerine sürtülerek ses çıkması sağlanır. Gövdenin orta bölümündeki yan girintiler yayın daha kolay hareket etmesini sağlar. 35 ile 36 santimetre arasında değişen bir gövdesi vardır. Küçük ve hafif bir çalgı olmakla birlikte ortalama 84 ayrı parçanın bir araya getirilmesi ile yapılır. Genellikle 2 santimetre kalınlığında bir çam veya akağaç kullanılarak oyma kalemi ve rende yardımıyla biçime sokulur.

Kemanın bir gövdesi ve buna bağlı bir sapı vardır. Gövde, göğüs tahtası ya da tabla denilen üst kapak, alt kapak ve onları birleştiren yanlık adı verilen bir kasnaktan oluşur. Tellerin köprü aracılığı ile gövdeye yaptığı basınca direnebilmesi için alt ve üst kapaklara bir kavis verilmiştir. Sapın ucundaki burgulara sarılarak bağlanan teller bir eşikten geçerek gövdenin ucundaki kuyruk bölümüne bağlanır. Köprü tellerin titreşimini üst kapağa iletir.

00013874Burgu yuvalarına yerleştirilen kulaklar tellerin istenilen ölçüde gerilmesini sağlarlar. Gövdenin içine boydan boya yerleştirilmiş bas çubuğu ya da bas kirişi denen bir çıta, eşiğin tam altında da can direği denilen bir takoz bulunur. Bas çubuğu sesin tınlamasına, can direği de ses titreşimlerinin alt kapağa iletilmesine yardımcı olur. Üst kapak üzerinde F biçimindeki iki ses deliği ses titreşimlerinin gövdeden dışarı çıkmasını sağlar. Dış etkilerden korunabilmesi için yapımı tamamlandıktan sonra, özel karışımlı bir tutkalla cilalanır. Cila aynı zamanda kemanın ses tınısını belirleyen önemli bir öğedir. Keman yapım ustalarına Luthier denir.

Ülkemizde keman yapım tekniklerinde çok başarılı olmuş ve çeşitli yarışmalarda birincilik alan lutierlerimiz vardır. Bunlar arasında Cafer Açın, Mesut Gözalan, Yunus Tarhan, Mehmet Alkan, Nevzat Önder, Ayhan Damcıoğlu, Ahmet İyi doğan, Emin Tilef, Bedi Akol isimlerini sayabiliriz.

Kemanın Akort Sistemi

Kemanın metalden ya da hayvan bağırsağından yapılmış dört teli vardır. Akort sistemi pesten tize doğru sol ,re, la, mi olarak düzenlenmiştir. Batı kemanlarıyla aynı akort sistemine sahip olmasına rağmen Türk Musikisinde teller değişik bir şekilde isimlendirilmiştir. (Do, Sol, Re, La.)

Bazı icracılar la telini ince sol düzeninde kullanmaktadır. Bu konuda çeşitli fikirler öne sürülmüştür. Eskiden kullanılan ve Avrupa’dan getirilen kemanların beş esas, altı ahenk telinin olduğu ve aynı telin ince sol olarak akort edildiği biliniyor. Bir başka görüş ise Rebab ve ud gibi çalgıların akorduna benzetmek için böyle hareket edildiğidir. La akort Türk musiki icralarında çiğ kalmakla birlikte bazı makamlar transpoze edildiğinde icrada zorluklar oluşmaktadır.

Kemanın Tarihçesi

Keman’ın ilk kez nerede yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, ortaçağda İngiltere’de Fidele, İtalya’da Lira da Breci, Fransa’da Viol adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman’ın atası sayılır. Lavignac, Keman’ın Türklerin kemençesinden alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab’ından geliştirildiği öne sürülmüştür. 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati, Paolo Maggini, Giuseppe Guarneru, Antonio Stradivarius keman’a son şeklini vermişlerdir. Keman asıl biçimini korumakla birlikte 19. yüzyılda bazı değişikliklere uğradı. Çağdaş Kemanda gövde ve sap daha uzun, köprü daha yüksektir. Keman’a orkestrada ilk olarak ,1565’te St.Riggo ve Corteccia’nın eserlerinde yer verilmiştir . Sonraki yıllarda orkestradaki görevlerinden dolayı 1. ve 2. Keman olarak adlandırılmış orkestradaki sayıları çoğaltılmıştır.

Türk Müziğinde Keman’ın Yeri

Keman’ın ülkemize ne zaman geldiği kesin olarak bilinmiyor. İstanbul ve Trabzon gibi Lâtin ülkeleri ile sıkı ilişkiler bulunan şehirlerde çok eskiden beri Keman’ın en eski örneklerinin bulunduğu ileri sürülmüştür. Kanunî Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Makbul İbrahim Paşa’nın gençliğinde, padişahın şehzadesi olarak Manisa’da bulunduğu yıllarda Keman çaldığı biliniyor. Yine bu yüzyılda yaygınlık kazanmış bir saz olarak klâsik mûsikîmize girememiş olmakla birlikte , halk arasında çok tutuluyor ve koltuk meyhanelerinde çalınıyordu. Keman’ı üst düzey sınıf arasına sokan kişinin , Sultan 1.Mahmut dönemi sanatkârlarından olan Corci olduğu ileri sürülür. Keman’dan önce mûsikîmizin yegâne sazı Rebab idi .O yıllarda Keman’a “Viola d’Amore” deniyordu ki, bu sazın benzeri yakın zamanlara kadar kullanılmış olan Sine Kemanı’dır. Kemani Corci’ye kadar bütün kaynaklarda , eski Türk Kemanını çalanların Türk olduğu halde, 18.yüzyıldan , daha doğrusu Corci’den sonra Türk olmayan kimseler Batı Kemanını çalmağa heves etmiş ve pek çok ünlü isim otaya çıkmıştır.

Hiç şüphesiz bu sanatkârlar ” Viola d’Amore ” nin farklı şekli olan Sine Kemanı’nı çalıyorlardı ; Yedi teli olan Sine Keman’ın sesi biraz boğukça olduğu ve Kemençe sesine benzediği için, musikîden anlayanlarca daha çok tercih ediliyordu . 19. yüzyıl başına kadar Keman çalan sanatkârlar Keman’ın her iki türünü de kullanmışlardır. Daha sonra Sine Kemanı unutulmuştur. Son icra kârları Mustafa Sunar ile Nuri Duyguer olmuştur . Batı Keman’ının ülkemize yerleşmesinde Romanyalı Miron’un büyük rolü olmuştur. Ülkemizde Türk Musikîsi ölçüleri içinde çok güçlü icracılar yetişmiştir. Bir döneme damgasını vuran bu sanatkârlardan bazıları şunlardır: Kemanî Hızır Ağa, Kemanî Rıza Efendi, Kemanî Corci, Kemanî Kör Sebuh, Kemanî Aleksan Ağa, Kemanî Memduh, Bülbülî Salih Efendi, Reşat Erer, Nubar Tek yay, Sadi Işılay, Hakkı Derman, Selahattin İnal v.b. Musikî terminolojimizde Keman çalanlara ” Kemanî ” denir.

Tarihi Gelişim Sürecinde Keman 

Bu araştırmanın amacı, kemanın tarihi gelişimini  incelemektir. Araştırmacı tarafından, kemanın oluşumu hangi aşamalardan geçti, hangi müzisyenler kemanın gelişimine katkıda bulundu gibi sorulara cevap verilmeye çalışılmıştır. Araştırmada, kemanın ilk ortaya çıkışının, telli-yaylı aletlerin kaynağı olan insanlık tarihinin başlangıcında, insanoğlunun yaşamak amacıyla yaptığı  yay ve ok olduğu belirlenmiştir. İnsanoğlunun yayın telini gerip bıraktığı zaman belli bir yükseklikte ses dizisi duyması tellerin sayısının artmasına sebep olmuştur. Ortaya ilk başta Litra, Bandura sonralar keman ailesinden olan Fidel ve Rebek ortaya çıkmıştır. Uzun süren  gelişim sürecinde keman yapımında önemli aşamalar gerçekleşmiştir.

Keman aletinin gelişimi özellikle 17. yüzyılda büyük aşama kaydetmiştir.  İlk keman yapımcıları İtalya’lı Gaspara Da Salo, Andrea Amati, Antonio Stradivarius ve Giüzeppe Guarnerius olmuşlardır.

İlk keman bestecileri Giovanni Gabrieli “Sonat”, Karlo Farina “Kapricio”, Giuseppe Torelli ilk keman konçertoları ile tanınmaktadırlar. Zamanla kemana verilen önem daha da armış ve besteciler kemana özel eserler yazmaya başlamışlar. Keman bu noktaya ulaşmasında İ.S.Bach, A.Vivaldi, N.Paganini, C.Tartini, İ.Biber, E.İsai, P.Sarasate gibi bestecilerin eserlerinin büyük etkisi olmuştur. Günümüzde keman müzik dünyasının vazgeçilmez bir aleti olarak serüvenine devam etmektedir.

Tarih öncesi devirlerden itibaren  insanoğlunun  çevreye karşı estetik bakışı yavaş-yavaş değişme göstermiştir. Hayatın ilk dönemlerinde insanoğlu yaşamak amacıyla yaptığı yay, ok ve diğer ilkel aletlerle kendisinin yaşam mücadelesini karşılıyordu. Zamanla insanın tabiata muhtaç durumu yavaş-yavaş azalmaya başladı. İlkel aletlerin artması ve gelişmesi müzik aletlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Tahminlere göre telli-yaylı aletlerin kaynağı sadece yay ve ok olmuştur.  İnsanoğlu yayın telini gerip bıraktığı zaman belli bir yükseklikte ses dizisi duyması telli aletlerin ses dizisi aralığının dar sınırlardan geçerek genişlemesine sebep olmuştur. Ses düzümü genel olarak tellerin sayısının artmasıyla olgunlaşmıştır. Bunların sonucunda, yunan litrası, sitra, kifara, bandura, simbala gibi aletler meydana çıkmıştır. Telli aletler ile ilgili yapılan araştırmalara göre Eski Yunan Antika Edebiyatında bandura’ya ait resimler bulunmaktadır. 

Avrupalılar ilk defa 9. ve 11. yüzyılda yaylı aletler ile tanışmışlardır.  Bunun ardından Avrupa müziği, Dogu Arap müzik aletlerini kapsayarak kendi parmakla çalınan telli aletlerinde yayla ses tarzı, ses yorumu kullanmaya başlamışlardır. 1100’lü yıllara doğru telli yaylı aletler Avrupa’da çok yaygınlaşmıştır. Değişik ölçüleri olan telli-yaylı çalgılar değişik isimler altında tanınmaya başlamıştır.  İtalya ve Fransa’da “viyola”, Almanya’da “geygel” Polonya da “gensle”, Rusya’da “smık-gudok” isimli çalgılar oluşmuştur.erilmiştir.

Bunun ardından viyola-keman ailesinden olan Fidel ve rebek meydana çıkmıştır. Fidel 5 telli, iri delikleri olan viyola tipli bir enstrüman’dır..

Rebek’in ise armuda benzer bedeni, salyangoz kafası, 3 teli vardır. Rus gudok’u eski yaylı alettir, rebek’e daha yakındır. Armuda benzer bedeni, kabarık kapakları vardır. 3 teli olan gudok’un  akordu söyle idi: tonik, kvinta ve düodesima. Bir kural olarak tema yukarı telde  çalınmaktadır. O zaman aşağı tel eşlikçilik görevi yapıyordu. 13. yüzyılda viyola sanatı daha da gelişmiştir. Saraylarda saray Fidelleri orkestrası önemli rol oynamaya başlamıştır. O kadar ünlenmişti ki, özel Fidel okulları açılmıştır. Yay tutuşu biraz faklıydı, genel olarak yayı avucun içinde çok sıkı tutuyorlardı. Bu yüzden çok kaba ses çıkıyordu. Zaman içinde gösterdiği gelişme sonucunda keman yapımında önemli aşamalar gerçekleştir. Orkestralarda viyola da gamba (bacak violü), viola da braccio (kol violü), violino piccolo (keman) kullanıldı. Ancak bunlar çok da iyi kemanlar değildi. Keman ilk olarak 17. yüzyılda gelişme göstermiştir.   İlk keman yapımcısı  İtalya’nın Brenya kentinde doğan Gaspara Da Salo isimli kişi olmuştur. Onun kemanları sarı renkli, fakat sesi çok iyi olmayan kemanlardı. Onun kemanlarını ünlü kemancı besteciler Ş. Beriot ve A. Vyetan çalmışlardır. 1568 yılında başka bir ünlü keman yapımcısı olarak Andrea Amati ailesi ünlenmiştir. Onun öğrencileri Antonio Stradivarius ve Cüzeppe Guarnerius dünyaca ünlü keman yapımcıları olmuşlardır. A. Stradivarius’un  540 keman, 12 viyola, 50 çellosu, G. Guarnerius’un  50 keman, 10 viyola, 1 çello, 2 kontrabası bilinmektedir. İlk keman bestecileri Venedikli Giovanni Gabrieli “Sonat”, Karlo Farina , “Kapricio”, Giovanni Legrensi , “Trio Sonat” bestecileriydi. Diğer ünlü besteciler Bolonyalı Giovanni Battista Vitali, “Chacona” eseri, Giuseppe Torelli ilk keman konçertoları ve Antonio Korelli “ Foliya” eseri ile tanınmaktadır. 1678 yılında  İtalya’nın Venedik kentinde doğan Antonio Vivaldi de diğer bir ünlü keman bestecisidir. Dünyaca ünlü bestecinin 221 keman, 20 çello, 6 viyola, 16 flüt konçertoları, “Oton Villada” operası ve diğer ünlü besteleri vardır. Vivaldi konçertoları 3 sert akortları ile seçilmektedir. Bu akortlara “Vivaldi’nin çekiçleri” denmektedir. Bir örnek olarak Vivaldinin La majör ve Sol majör keman konçertolarına dikkatimizi çekiyor: Sonra, A.Vivaldinin bu usul, yöntemi J.S.Bachın eserlerinde de kendini göstermiştir. Bach’ın mi majör keman konçertosu buna bir örnektir.

“Müzik bizim içimizde,bizim beynimizde, bizim şuurumuzda, duygumuzda yaşıyor, onun devamlı “yaşam yeri “ni belirlemek mümkün;  şu bizim duyma başarımızdır; enstrümanı  bizim dahilimize ram etmek için onu anlamak, ona sahiplenmek gerekiyor”. Keman tabiat itibarıyla  ahenkli bir enstrümandır.  İnsanoğlunun  sesine daha çok yakın olduğu için,keman bütün aletlerden daha üstün görülmektedir . Ünlü Fransız bestecisi Berlioz ise kemanın önemini “Keman karanlık  ve şen ortam, fikir ve ihtiras saçar. Yalnız onu konuşturmayı başarmak lazım” sözleri ile ifade etmiştir.

Sonraki yüzyılda  İtalya’da keman gelişimi artarak Fransa,  İngiltere, Almanya, Rusya ve diğer ülkelerde devam etmiştir. Kemana verilen önem arttıkça besteciler kemana özel ünlü eserler yazmaya başlamışlardır.

Keman böyle geniş imkanlara, müstesna çalgı özelliklerine  sahip olduğu için besteciler defalarca kemana başvurmuş ve keman için eserler yazmışlardır. Bu anlamda keman için Konçertolar, Fanteziler, Poem ve diğer parçalar çok önemlidir. Şunu da söylemek gerekir ki, bu parçalarda besteciler kemanın tüm imkanlarını, özellikle onun ses rengini hassaslıkla duyarak aletin melodik  özelliklerini başarıyla göstermişlerdir. Keman sanatının parlak ünlülerinden olan C. Tartini, N. Paganini ve Y. Joachim’in sözlerini hatırlamak  uygun olur;  Tartini “iyi çalmak için iyi okumayı başarmalısın”. Paganini, “başka birilerini mecbur hissettirmek için, kendin daha çok hissetmelisin”. Jocahim’i ise “derinden düşünüp ve hissetmeyi başarman gerekir ki, başkalarını da  hissetmeye değil düşündürmeye de mecbur ettirmiş  olasın” demiştir.

Kemanın gelişimi arttıkça değişik çalgı tarzları ve usulleri meydana çıkmaya başlamıştır. Boş tellerden bestecilerin yararlanması buna güzel bir örnektir. Boş tellerde çalgı duyumu keman için eserler besteleyen besteciler  tarafından her zaman  göz önüne alınmıştır. Mesela bir çok keman eserleri (Mozart, Bethoven, Brams, Çaykovski ve başkalarının keman için konçertoları)  Re majör tonunda  bestelenmiştir.

Keman çalınması sırasında boş tellerden yararlanılması çalgıya parlaklık ve ışıklık vermektedir.Boş tellerden yararlanılmadan çalınmasında ise ses boğuklaşabilmektedir. Klasik müzik türlerinden olan solo keman için sonat, Alman besteci  J.S.Bach’ın eserlerinde uygulamaya başlamasını takip eden süreçte, Belçikalı besteci Ejen  İsae’nin “Solo keman için sonatları” isimli eserleriyle zirveye ulaşmıştır. J.S.Bach’ın solo keman için sonat ve partitaları  solo keman dağarcığının   zirve eserleridir. Bu eserlerin içinde de en önemlisi, ikinci partitadır. İkinci partitanın en bilinen bölümü ise Chacone’dir.

Bundan başka keman sanatı tarihinde Biber’in 16 sonatı kendine ait bir yer almıştır. Biber’in sonatları programlıdır. Sonat silsilesine varyasyon formuna  ait bir çok eser kazandırmıştır.Kemanın tarihçesi 

İsae’nin solo keman için sonatları hakkında dünyaca  ünlü keman sanatçısı David Oystrah’ın sözlerine de bir göz atarsak ”Bu sonatlarda  İsae, Paganini  yolunu devam ettirerek, aletin teknik-çalgısını  daha da geliştirmiştir ki, bu esas itibariyle polifonik usül olarak  kendisini ispat etmiştir”. Bütün bu solo sonatların her biri kendi spesifik özellikleri  ile seçilmiştir. Sonatlar kendine ait parlaklığı ,muhtelifliği ile dikkat çekmektedir. Buna ek olarak bu sonatların müzik dilinde de  bestecilerin bireysel özellikleri göze çarpmaktadır. Sonatlarda keman aleti kendi teknik yorumları, dolu dolu anlatım, ifade usulleri ile seçilmektedir. Çalgıda hem sağ,hem de sol el çok büyük  anlama sahiptir. 

Kaynak :  Hüseyinova, Lale  / Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi. 2, (2007): 115-125

Anasayfa