Chopin Yorumu

   Müzikte romantik çağ ve yorumları, belki tarih olarak çok eski değil ama çeşitli nedenlerden ötürü bu dönemle aramıza bir uzaklık girmiştir aslında. Sonuç olarak, Chopin, Liszt, Schumann ve Wagner gibi birbirinden çok farklı olan bestecileri bugün Romantik Besteciler başlığı altında topluyoruz. Böyle bir bağlamda Chopin ve Liszt in adlarının benzer stillere sahip besteciler olarak anılması çok şaşırtıcı değil. Oysa müzik dünyaları birbirinden Chopin ve Liszt kadar farklı iki besteci bulabilmek neredeyse çok zordur, denebilir. Chopin in piyano konsepti insan sesi modeline dayanır. Liszt’in ise gözlerini modern piyano kamaştırmıştır. Piyanoda bir orkestranın ses zenginliğini yaratmaya çalışır, orkestraya adeta meydan okumak istiyor gibidir piyanoyla.

   Herhalde hiç bir piyanist yoktur ki Chopin’in kendi müziğini nasıl çaldığını duymayı istememiş olsun. Neyse ki günümüzde Chopin’in piyanoya gerçekte nasıl yaklaştığıyla ilgili – dolaylı da olsa – ipuçları sağlayan bazı kayıtlara erişmek mümkün. Bu kayıtlar arasında, Chopin’in öğrencisi Mikuli ile çalışmış olan Raoul von Koczalski’nin plakları büyük önem taşıyor. Ayrıca Chopin’den dersler almış Descombes’un bir öğrencisi olan Cortot’un kayıtları da öğretici nitelikte. Bunların yanı sıra Chopin’le doğrudan bir bağlantıları olmasa da Friedman’de Pachmann ve Paderewski’de, Chopin’de bariz olduğu söylenebilecek spontanlık, polifoni ve ritmik zenginliğe olan yaklaşımlarıyla, bestecinin estetik dünyasına yakın piyanistler. Bu sanatçıların 20. yüzyılın erken dönemlerinden kalmış (dinleme kalitesi çok da yüksek olmayan) plaklarındaki performanslarında önemli ortak noktalar var: çok iyi bir legato, yuvarlaklığını hiç bir zaman kaybetmeyen bir piyano sesi, şiddet yerine yoğunluk, tam bir rubatolu çalış, önemi iyi kavranmış iç sesler ve sonuç olarak müthiş bir polifoni duygusu. Romantik piyano virtüözitesinde yaygın olan fikrin tam tersine; Chopin in müziğe yaklaşımında basitlik ve doğallık örnek teşkil etmeli.Piyano dersi kursu Ankara

   Chopin’in çağdaşları ve öğrencilerinin kendisi hakkında söyledikleri arasında da ilginç şeylere rastlamak mümkün. Bel Canto sanatından esinlenen mükemmel bir legato, büyülülük ve (forte pasajlarda bile kaybolmayan) saflıktan oluşan bir ses ve bu ses dünyasındaki ince varyasyonların ürünü olan ton renklerindeki inanılmaz zenginlik. Chopin’in o dönem piyanolarında saldırgan bir şekilde tınlamasının imkansız olduğunu unutmamak gerek. Berlioz bu konuda şöyle yazıyor,  Chopin’i tamamen anlayabilmek için bir salonda, piyanosunun yanında dinlemek lazım, bir tiyatroda değil.

   Chopin’deki rubato duygusu bir başka bestecininkiyle karşılaştırma götürmez. Temps’de robe (çalınan zaman) bu büyük ustanın elleri altında gerçek anlamına kavuşmuştur. Mikuli, Chopin’in anladığı şekliyle rubatonun net bir tarifini veriyor. Chopin’in tempoyu tutmaktaki inadını ve metronomunun her zaman piyanosunun üzerinde durduğunu hatırlattıktan sonra şöyle devam ediyor Mikuli:”Rubatosunda bile, eşlik eden el zaman vuruşlarını aksatmadan çalarken, melodiyi çalan el tüm metrik sınırlamalardan bağımsız bir şekilde gerçek müzikal ifadeyi taşır, hararetle konuşan bir konuşmacının ateşini ya da sabırsızlığını yansıtırdı.

   Belli bir klasiklik anlayışı ve ılımlılık Chopin’in dünyasının temelini oluşturur. Bu nedenle bestecinin müziğini günümüzün geniş olanaklara sahip modern piyanosunda ya da dev konser salonlarında seslendirmenin çeşitli tehlikeleri vardır. Belli bir ses sınırının ötesine geçmemek ve insan sesinin olanaklarını da ölçüt olarak almak akılda tutulması gerekenler arasında. Bu nedenle ses kalitesinden ödün vermeden sonoriteyi biraz düşürmek iyi olacaktır.

   Chopin’i icra ederken geçmişin özgün yorumlarını taklit etmek ya da yeniden kurgulamak da doğru olmayacaktır. Kayda alınmış tüm malzemeyi, yazılmış her şeyi göz önüne alarak (şanslıyız ki çok şey var) müzikal metinlerin derinliğine nüfuz etmeye çalışmalı ve Chopin’in sanatını daha iyi anlamak için yaptığımız, belki de sonu hiç gelmeyecek araştırmamızı bu şekilde ilerletmeliyiz.

İdil Biret