Bale nedir?

BALE NEDİR

Bale nedir sorusuna en kültürlü sayılanından en az eğitim görmüşüne dek toplumumuzda yasayan her kisinin birbirinden farklı yanıtlar vereceği mutlak gibidir. Aslında bu, o kadar zor bir soru değildir ve gerçekte “Müzik Nedir?” sorusuna oranla bir hayli kolay cevaplandırılır. Bununla birlikte, izleyici olarak, toplum çoğunluğunun doğrudan doğruya “bale olayı” ile karsı karşıya gelememesi -ki bu balenin kurumlaşma sürecinin ülkemizde üç büyük kent dışına taşamamasının bir sonucudur- baleyi giz dolu bir sis perdesi arkasında bırakmıştır. Baleyi her nasılsa izleyebilmiş şanslı(!) yurttaşlarımız için ise bale, büyüleyici bir çekicilik ifade edebilir. Ancak, çoğunluğun baleyi basit anlamda dans ile eşdeğer tuttuğuna emin olunuz. Nasıl ki “opera” mutlak anlamda “şarkı söyleme”nin karşılığı değilse, bale de bu anlamda dansın karşılığı değildir.

   “Bale”yi tanımlamazdan önce, kafamızda bir gösteriyi hayali olarak canlandırmak herhalde iyi bir yöntem olacaktır. “The Sleeping Beauty” (Uyuyan Güzel)’i izlemek üzere koltuğunuzda oturuyor ve perdenin açılmasını bekliyorsunuz. Derken salon ışıkları loşlaşıyor ve orkestra “açımlık”ı (uvertür) çalmaya başlıyor… ve sonra, birden bire perde kalkıyor ve gözleriniz güzel kostümler giyinmiş dansçıların görkemli gösterisiyle karşılaşıyor. Gösterişli sahne dekoru muhteşem bir sarayın içini yansıtıyor… Altı peri, sıralı eşlikçileri ile değişimli, dans etmekte… Eserin ruhsal yapısı, “Carabosse”un (kötü ruhlu peri) beklenmedik ortaya çıkışıyla aniden değişiyor ve müzik ürpertici bir kabarışla hızlanıyor.

Bale kursları

   Bunun için, daha önce de belirttiğim gibi, bale dans ile ayni şey demek değildir. “Dans-drama-müzik-dekor” “bale”yi oluşturur. Her ne kadar bir kısım koreograflar son yıllarda “George Balanchine” örneğini izlemektelerse de -yalnızca dekoratif dekor olmaksızın yapılan uygulama ki bunda dansçılar basit leotardlar giymişlerdir ve sahne açık bir siklorama halindedir veya kumaşlarla kaplıdır- tüm büyük baleler hemen hemen eşit partlar halinde bu bileşenlerden oluşur.

   “Balanchine” ve daha bir çok koreograf -örneğin Hollandalı “Hans van Manen” ve Amerikalı “Jerome Robbins”- bale’de dansın diğer unsurlara oranla daha üstün ve seçkin olduğuna inanırlar. Dekor, mim veya bir öyküyü ya da konuyu ifade edecek karakterlerin ortaya çıkarılması onların değer biçim listelerinde pek baslarda gelmez. Ne var ki Balanchine dansçılarını, özellikle kadın dansçıları kendilerine eşlik eden müziğin realizasyonu (kavranması) yolu ile zarif vücut hareketleri elde edilebilen alıcı araçlar haline getirmek için özellikle çabalar harcayan bir koreograftır. Balanchine’e göre, müzik ve dans arasındaki bağlantı kesilemez; bu ikisi ayrı düşünülemez. O, müzikal çizgiyi (partituru) vücut hareketleri ile yorumlamaya kalkışmamış ya da bunu çok az denemiştir; vücut hareketlerini daha çok itici (devindirici) güç olarak kullanmıştır.

Bale Okulu

Bale Okulu

   Böylece Fokine kuramını, sahne üzerindeki her dansçının tüm sahne kompozisyonuna iştirak etmesi ve yardımcı olması üzerine kurdu. Bu kuramın beş önemli ilkesi şunlardı:

   1. Salt hazır-yapım adımların bir kombinasyonunu vermek veya “divertisman”larda sık sık görüldüğü gibi, güya ulusal karakteri yansıtan tasarımlar (dizaynlar) yerine hareketin her durumda yeni bir formunu yaratmak gereklidir. Bu ise yalnızca periyoda ve müziğin karakterine değil, ayni zamanda konuya ve temsil edilen ülkeye de uygun olmalıdır.

   2. Dans ve mim, dramatik aksiyonun bir ifade unsuru olarak görev almazsa balede hiç bir anlamları olmayacaktır ve bale’nin asıl konusuyla bağlantılı olmazlarsa da divertismanlarda da pek o kadar işlev kazanamayacaklardır.

   3. Geleneksel jestler ve el hareketleri, yalnızca bale stiline gerekli olduğunda kullanılmalıdır, diğer tüm durumlarda vücudun bütününün hareketleri ile yer değiştirmelidirler. Başka bir deyişle, bir dansçı baştan ayağa ifade dolu olmalıdır.

   4. “Corps de Ballet”de olduğu gibi, bir dansçılar grubu tam olarak katkısız bir eşlik biçimini almamalıdır. Bale’nin tümünün parçası biçiminde olabilmeli; çarpıcı bir şekilde, oyun içinde baş dansçılar kadar önem taşımalıdır.

   5. Koreografi, sahne tasarımının veya müziğin kölesi olmamalı; ancak bu sanatların toplamdaki eşitliğini tanımalıdır. Böylece onların yaratıcı güçlerine tümüyle özgürlük verilebilir.

   Fokine, tüm bu ilkelerine pek katı bir şekilde bağlıydı. Kendi balelerinde apaçık belli solo çalışmalar dışında, hiç bir zaman doktrininin esaslarına ihanet etmedi. Bugün, balenin evrim geçiren bir sanat dalı olması nedeniyle, beşinci madde biraz geçersiz kalmaktadır. Hele modern dansta olagelen büyük değişmeleri düşündüğümüzde; örneğin şimdilerde yalnızca müzik, sahne dekorları ve kostümlerden (bu çıplak olarak uygulandı) uzakta değil, ayni zamanda dansın da var olmadığı bir “dans” çalışmasını görmek öyle pek olağanüstü değildir artık… Elbette bu kavram olarak tam anlamı ile “bale” değildir. Ancak bu tür uygulamalar günümüzün modern dans sahnesi çevresinde yer almaktadır.

   Bu yazı, “Sanat-Koop” tarafından yayınlanan “Ortaklaşa” isimli derginin Eylül 1982 tarihli 4. sayısının 28-29 ve 30 numaralı sayfalarında yayınlanmıştır.